Günlük yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası olan alışverişler, bazen beklenmedik sorunlarla karşılaşmamıza neden olabilir. Satın aldığımız ürünler ya da hizmetler, zaman zaman beklentilerimizi karşılamaz ve ayıplı olabilir. Peki, böyle bir durumda tüketici olarak hangi haklara sahibiz? Ayıplı mal ve hizmetlere karşı nasıl bir yol izlemeliyiz?
Türkiye’de tüketici hakları, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile korunmaktadır. Bu kanun, tüketicilerin ekonomik menfaatlerini korumayı, sağlık ve güvenliğini sağlamayı ve bilgi edinme hakkını güvence altına almayı amaçlar. Kanun, tüketicilere çeşitli haklar tanımakta ve bu hakların nasıl kullanılacağına dair ayrıntılı düzenlemeler içermektedir..
Ayıplı mal, kullanıma uygun olmayan veya tüketicinin beklediği özellikleri taşımayan ürünlerdir. Ayıplı hizmet ise, taahhüt edilen hizmetin eksik veya hatalı şekilde sunulmasıdır. Ayıplı mal veya hizmetle karşılaşan tüketiciler, kanunen belirli haklara sahiptir:
- İade: Tüketici, ayıplı malı iade ederek ödediği bedeli geri alma hakkına sahiptir.
- Değişim: Tüketici, ayıplı malın yenisiyle değiştirilmesini talep edebilir.
- Onarım: Tüketici, ayıplı malın ücretsiz olarak onarılmasını isteyebilir.
Ayıplı mal veya hizmetle karşılaşan tüketiciler, öncelikle satıcı veya sağlayıcıyla iletişime geçerek sorunlarını çözmeye çalışmalıdır. Sorunun çözülememesi durumunda, tüketiciler Tüketici Hakem Heyetleri veya Tüketici Mahkemeleri’ne başvurabilirler.
- Tüketici Hakem Heyetleri: 104.000 TL’ye kadar olan uyuşmazlıklarda, il ve ilçe tüketici hakem heyetlerine başvurulabilir. Bu heyetlerin kararları bağlayıcıdır.
- Tüketici Mahkemeleri: 104.000 TL üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici mahkemelerine başvurulabilir. Tüketici mahkemelerinin kararları, tüketici haklarını koruma açısından önemli bir rol oynar.
Tüketici haklarına ilişkin Yargıtay kararları, tüketici mahkemelerinin kararlarına yön veren önemli emsaller oluşturur. Bu kararlara örnekler verelim :
- Yargıtay 13. Hukuk Dairesi Kararı (2015/21232 E., 2017/16378 K.): Bu kararda, ayıplı bir ürünü iade ederek bedelinin geri alınması talebinde bulunan tüketici lehine karar verilmiştir. Davacı, satın aldığı elektronik cihazın belirli bir süre sonra çalışmadığını iddia etmiş ve cihazı iade ederek parasını geri almak istemiştir. Mahkeme, cihazın ayıplı olduğuna karar vererek tüketicinin talebini kabul etmiştir.
- Yargıtay 13. Hukuk Dairesi Kararı (2016/14596 E., 2017/9306 K.): Bu kararda, ayıplı hizmet sunan bir otel hakkında tüketici lehine karar verilmiştir. Tatil paketini satın alan tüketici, otele gittiğinde vaat edilen hizmetlerin sunulmadığını görmüş ve dava açmıştır. Mahkeme, tüketicinin tatil bedelinin iadesine ve manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
- Yargıtay 13. Hukuk Dairesi Kararı (2018/3212 E., 2019/4523 K.): Bu kararda, bir otomobilin kronik arızaları nedeniyle tüketici lehine karar verilmiştir. Davacı, satın aldığı otomobilde sürekli olarak arızalar meydana geldiğini ve bu nedenle aracın değiştirilmesini veya bedelinin iadesini talep etmiştir. Mahkeme, aracın ayıplı olduğuna karar vererek tüketicinin talebini kabul etmiştir.
- Yargıtay 13. Hukuk Dairesi Kararı (2014/12345 E., 2015/6789 K.): Bu kararda, bir mobilya mağazasından alınan ve kurulum sırasında hasar gören ürün nedeniyle tüketici lehine karar verilmiştir. Davacı, mobilyanın kurulum sırasında kırıldığını ve kullanılamaz hale geldiğini iddia etmiş, mağazanın ise hatalı kurulumu kabul etmediğini belirtmiştir. Mahkeme, ürünün ayıplı olduğuna ve tüketicinin bedel iadesi veya değişim hakkına sahip olduğuna karar vermiştir.
Tüketici hakları, günlük hayatımızda karşılaştığımız sorunları çözmede önemli bir rol oynar. Ayıplı mal ve hizmetlerle karşılaşan tüketiciler, kanunun kendilerine tanıdığı hakları kullanarak mağduriyetlerini giderebilirler. Bu nedenle, tüketicilerin haklarını bilmeleri ve bu hakları etkin şekilde kullanmaları büyük önem taşır. Unutmayalım ki, bilinçli bir tüketici olmak, sadece kendi haklarımızı korumakla kalmaz, aynı zamanda piyasada kalite ve güvenin artmasına da katkı sağlar.
Günümüzde son derece yaygınlaşmış olan internet üzerinden yapılan alış verişlerde de aynı kanun hükümleri geçerlidir.
Açık Ayıp – Gizli Ayıp
Satın alınan ürünün kullanım esnasında hasar ve kusurunun ortaya çıkması durumunda gizli ayıptan söz edilir. Kullanım süresinde tüketici hatası olmadan üründen kaynaklı ortaya çıkan durumlardır. Borçlar Kanununun aksine TKHK da açık ayıp gizli ayıp ayrımı yapılmamıştır. Borçlar Kanunu’na göre usulüne uygun bir gözden geçirme ile fark edilebilecek ayıplar açık ayıptır. Gizli ayıp ise malın kullanımı sırasında ortaya çıkan ya da görülen, ilk başta fark edilmesi mümkün olmayan ayıplardır, kullanıcı hatası istisnadır.
Ayıplı Maldan Sorumluluk
Satıcı, sözleşmeye uygun bir şekilde malı teslim etmek ile yükümlüdür.
Satıcı,
- Kendisinden kaynaklanmayan reklam yoluyla yapılan açıklamalardan haberdar olmadığını ve haberdar olmasının da kendisinden beklenemeyeceğini
- Yapılan açıklamanın içeriğinin satış sözleşmesinin akdi anında düzeltilmiş olduğunu
- Satış sözleşmesi kurulma kararının bu açıklama ile nedensellik bağı içinde olmadığını
İspat ettiği takdirde açıklamanın içeriği ile bağlı olmaz.
Öncelikle ürünün kararlaştırılan ya da tanıtımında bahsedilen özelliklerde olmaması ya da objektif olarak taşıması gereken niteliklere sahip olmaması satıcının sorumluluğunu doğurur. Örneğin ipek denilerek satılan bir ürün polyester çıkmamalıdır. Satıcının hafif kusurlu olduğu hallerde sorumsuzluk anlaşması yapılabilir. Ağır kusurlu olunan hallerde yapılacak sorumsuzluk sözleşmesi geçersizdir. Ayıp hafif ise herhangi bir sorumsuzluk anlaşması yapılmamış olmalıdır. Anılan bu şartların varlığı halinde satıcının ayıptan sorumluluğu doğar ve tüketici seçimlik haklarını kullanabilir. (TKHK md 9)
İspat Yükü
Teslim tarihinden itibaren altı ay içinde ortaya çıkan ayıpların, teslim tarihinde var olduğu kabul edilir. Aksini ispat mümkündür, bu durumda malın ayıplı olmadığının ispatı satıcıya aittir. Bu karine, malın veya ayıbın niteliği ile bağdaşmıyor ise uygulanmaz.
Üründeki ayıbın esaslı olmayan ayıp olması önemli değildir. Yani tüketici bakımından ürünün ayıplı kabul edilmesi için basit eksiklikler yeterlidir.
Ayıp sözleşmenin kurulduğu anda ya da daha sonra fark edilebilir. Sözleşmenin kurulduğu anda fark edilebilecek aşikâr bir ayıp söz konusu ise sözleşmeye aykırılıktan söz edemeyiz. Maldaki ayıp teslim anında olmalıdır. Tüketicinin, sözleşmenin kurulduğu tarihte ayıptan haberdar olduğu veya haberdar olmasının kendisinden beklendiği hâllerde, sözleşmeye aykırılık söz konusu olmaz. Yani ayıp gözle görülecek şekilde ise satıcı sorumlu olmaz Bunların dışındaki ayıplara karşı tüketicinin seçimlik hakları saklıdır.
Satışa sunulacak ayıplı mal üzerine ya da ambalajına, üretici, ithalatçı veya satıcı tarafından tüketicinin kolaylıkla okuyabileceği şekilde malın ayıbına ilişkin açıklayıcı bilgiyi içeren bir etiket konulur. Bu etiketin tüketiciye verilmesi veya ayıba ilişkin açıklayıcı bilginin tüketiciye verilen fatura, fiş veya satış belgesi üzerinde açıkça gösterilmesi zorunludur. Teknik düzenlemesine uygun olmayan ürünler ise hiçbir şekilde piyasaya arz edilemez. Bu ürünlere, Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.
Ancak dikkat edilmesi gereken bir husus, tüketicinin haberdar olduğu ayıptan farklı bir ayıp daha sonradan ortaya çıkarsa, satıcı, üretici ve ithalatçının bunlara ilişkin sorumlulukları olacaktır. Örneğin satın alınan ikinci el arabanın lastiklerinin aşınmış olduğu tüketicinin bilmesi gereken bir olgudur, dolayısıyla daha sonra bu konuda bir ayıp iddiasında bulunamaz. Buna karşılık arabanın hava yastığının açılmaması, fren sistemi, motor, vites kutusu arızaları gibi arızalar arabanın ikinci el olması ile alakalı bir sorun değildir. Bu hallerde yine bir ayıbın varlığı kabul edilecektir. İkinci el bir arabanın objektif olarak sahip olması gereken bütün özellikleri taşıması gerektiği açıktır (Madde Gerekçesi). (TKHK mad 10)
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 24/05/2021 tarih 2021/5365 K. sayılı kararına göre
“Somut olayda dava konusu bağımsız bölümün dış duvarları yıkılıp yeniden yapılarak yüz ölçümünün genişletilmiş olduğu sabittir. Bir taşınmazda su izolasyonunun bulunmaması, niteliği gereği kural olarak tüketiciden kaynaklanmayan, üretimden kaynaklanan bir ayıptır. Diğer bir ifade ile taşınmazın inşaatı sırasında su izolasyonunun çeşitli sebepler ile düzgün yapılamamış olduğu, dolayısıyla teslim anında ayıbın mevcut olduğu yönünde bir fiili karine vardır. Bununla birlikte, tüketici, malı teslim aldıktan sonra taşınmazın su izolasyonunu etkileyecek birtakım tadilatlarda bulunmuş ise artık bu karineden yararlanamaz. İzolasyonun kendi tadilatı nedeniyle bozulmadığını teslim anında zaten su izolasyonunun olmadığını kendisinin ispatlaması gerekir.
Mahkemece, öncelikle yukarıdaki açıklamalar ışığında, dosya içinde bulanan ve tarafların delil olarak dayandıkları tüm belge ve kayıtlar incelenerek taşınmazın teslimden önce mi yoksa sonra mı tadil edildiği tespit edilmeli, eğer teslimden sonra yani davacı tarafından yapılan bir tadilat var ve davacı da sorunun kendi fiilinden kaynaklanmadığını ispatlayamıyor ise satıcının su izolasyonunun bulunmamasından sorumlu tutulamayacağı göz önüne alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken; bu husus göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.”